21. yüzyılın dünyasında bilgileri öğrenip hafızada tutabiliyor ve onları kullanabiliyor olmak, kişisel gelişim konusunda en önemli becerilerdendir ve beynimiz bu hayatta sahip olabileceğimiz en önemli varlığımızdır.

Öğrenim ve kullanım aşamasındaki köprüyü mümkün kılan elzem araç ise: tabii ki hafızadır. Fakat kimi zamanlar, günlük hayatlarımızda yeni bilgiler öğrenmek konusunda veya yeni bilgileri hafızada tutmak konusunda sıkıntılar yaşarız. Bir dersin konusunu bir türlü aklımızda tutamayabiliriz, bazen isimleri unuturuz, bazen bildiğimizden emin olduğumuz bir şey vardır ve onu bir türlü hatırlayamayız.

Peki bu tarz problemler önlenebilir mi? Hafızayı güçlendirmek mümkün mü? Cevabımız: Evet. 

Ancak hafızayı geliştirme tekniklerine geçmeden önce, teknikleri daha iyi anlamak için insan hafızasını ve öğrenme sürecini kısmen anlıyor olmalıyız. İnsan hafızası nasıl çalışır, öğrenme aşamasında neler yaşanıyor ve bilgileri nasıl depoluyoruz, gelin kısaca inceleyelim.

Beyni Ve Hafızayı Kısaca Tanıyalım

Hafızayı geliştirmek demek, aslında hafızanın prensiplerine kulak vermek demektir. Hafıza teknikleri, aslında, beynimizin sindirmekte zorlandığı bilgileri daha farklı ve daha kolay saklanabilir formlara dönüştürmekten ibarettir.

Bizler, zaten insanlar olarak doğamız gereği, öğrenmeye ve sürekli gelişmeye müsait canlılarız. Ancak zaman içinde hayatın akışına bilinçsizce kapılarak, bu yeteneklerimizden istifade etmiyoruz ve kendimizi güçsüz hissetmeye başlıyoruz. O yüzden ilk hedefimiz, öğrenmenin ve bilgiyi akılda tutmanın, doğal ve geliştirilebilir yetenekler olduğunu kabul etmek ve bu gelişimi kolaylaştıracak teknikleri keşfetmektir.

Bir insanın beynindeki maksimum depo kapasitesini ölçmek zordur, ancak şunu biliyoruz ki ortalama bir insan beyni yaklaşık 100 milyar nöron içermektedir. Şanslıyız ki, her bir nöron bir tane bilgi kırıntısını temsil etmiyor, bilgiler ve anıların tümü nöronların kendi aralarında kurduğu muazzam sayıda “sinaps bağlantıları” ile oluşuyor (Bu bağlantıların kritik önemine yazının ilerleyen kısımlarında değineceğiz). Bu da hesaba katıldığında, bir insan beyni, 2.5 petabyte (2.5 milyon GB) hafıza kapasitesine ulaşabiliyor.

Sinaps
Sinaps modeli

Daha akılda kalıcı şekilde ifade etmek gerekirse, bu büyüklükte bir depolama kapasitesi, 300 yıl boyunca aralıksız şekilde süren bir TV programının büyüklüğü ile aynı olurdu. İlk bakışta inanılmaz gibi duruyor, ve gerçekten de öyle. Bilgisayarlarımız ve telefonlarımızla kıyasladığımızda, bu tam anlamıyla bir süper güç! Tabii ki de bu kapasitenin tamamını kullanacak ne yeterli ömre sahibiz, ne de bunu kullanmak sağlıklı olurdu. Bizim amacımız, beynimizdeki nöronların işleyişini ve bilgi depolamayı kolaylaştıracak teknikler keşfetmek.

Hafıza Türleri

İnsan hafızası, teorik bağlamda 3 genel türde incelenir, her bir aşamanın diğerleriyle sıkı bir bağlantısı ve işbirliği mevcuttur.

1-Çalışan Hafıza

Çalışan hafıza nöropsikoloji, sinirbilim ve bilişsel psikolojide yer alan teorik bir kavramdır. Sahip olduğu işlevi aslında hayatımızın her alanında kullanıyoruz. Genel anlamda, etrafımızdaki her şeyi, her bilgiyi anlık olarak yorumlayan, düşük kapasiteli hafıza kısmıdır. Hatta sizin bu cümleyi okuma sürecinizde, cümlenin başı ile sonunu birleştirip bir anlam ortaya çıkaran kısım da, yine sizin çalışan hafızanızdır.

Öğrenme sürecindeki ilk aşama olduğu için, anlık olarak işlenen bilgi ilk olarak çalışan hafızadan geçer ve gerekli görülürse  kısa dönem hafızaya gönderilir. Tabii ki de her gördüğümüz şeyi değil, dikkatimizi çeken, odaklandığımız, farkındalık kazandığımız bilgileri işleriz. Eğer ki farkındalık ve odaklanma olmazsa, bu bilgi işlenmez ve kısa dönem hafızaya ulaşamaz.

Bu bahsedilenler aslında bir bakıma mantıklıdır ve hepimiz hayatımızda benzer komik problemleri tecrübe etmişizdir. Daha önce bir odadan kalkıp diğerine gittiğinizde, acaba niye oraya gittiğinizi unuttuğunuz oldu mu? Ya da kaybettiğinizi sandığınız bir eşyayı ararken aslında tam da yanınıza koyduğunuzu fark ettiniz mi? Ya da çöp atmaya giderken yanlışlıkla diğer elinizdeki eşyayı atmaya ne demeli?

Yapmak üzere olduğumuz şeyin bilgisini dikkatle işlemediğimiz için, kısa dönem hafızaya atılmamış bilgileri aniden unutmak durumunda kalıyoruz. İlerleyen bölümlerde bilgi işleme konusuna tekrar dönüş yapacağız.

2- Kısa Süreli Hafıza

Çalışan hafızada işlenen bilgiler, birkaç andan ziyade daha uzun sürede depolanmak için kısa dönem hafızaya gönderilir. Bir bilginin kısa dönem hafızada yer alma süresi ortalama 15-20 saniyedir.

Sadece tek bilgi de değil, kısa sürede işlemeye ve kaydetmeye çalıştığımız her türlü bilgi, ilk aşamadan sonra kısa süreli hafızaya depolanmak üzere geçiş yapar. Kullandığımız tekniklere göre depolayabildiğimiz bilgi sayısı da değişir.

3- Uzun Süreli Hafıza

Kısa süreliden en önemli farkı, uzun süreli hafızada bilgiler çok daha uzun vadelerde, yeniden kullanılabilmesi adına tutulur ve bu bölgedeki bilgilerin kökeni çok daha eski zamanlara dayanır. Bilgilerin bu aşamaya daha kolay ve kalıcı şekilde geçmesini sağlayan bir hafıza tekniği, gruplama yöntemidir. Bilgiler arasındaki benzerliklerden yola çıkılarak daha sıkı nöron bağları oluşturulur. İlerleyen bölümlerde bu tekniği inceliyor olacağız.

Bilgilerin bu aşamaya geçebilmesini veya bu aşamadaki ömrünü arttıran en önemli tekniklerden bir diğeri de, aralıklarla tekrarlar yapmaktır. İlerleyen bölümlerde bu konuya tekrardan dönüş yapacağız.

Kısaca, beyinlerimizin fonksiyonlarına ve hafızanın bilgileri işleyip depolama konusundaki görevlerine bir bakış attık. Şimdi, bir diğer önemli mesele olan öğrenme sürecini anlamaya çalışalım.

Öğrenme Nasıl Gerçekleşir?

Öğrenmek, bilgilerin algılandıktan ve işlendikten sonra uzun süreli belleğe depolanması işlemlerini barındıran bir süreçtir. Öğrendiğimiz bilgileri, tekrar ihtiyacımız olduğu takdirde bulunduğu depodan çıkarıp kullanabiliriz.

Daha önce bahsettiğimiz gibi, bilgiler veya anılar, birden fazla nöronun (en az iki) birbirleri arasında çeşitli sinaps bağları oluşturmasıyla ortaya çıkar. Ne kadar fazla sayıda nöron birbiriyle karmaşık bağlar kurmuşsa, bilginin kalıcılığı da o kadar yüksek olacaktır. Bir örümcek ağının giderek genişlemesi ve güçlenmesi gibi düşünebiliriz.

Peki, öğrendiğimiz bilgiler öylece kalıyor mu? Neden bir kere öğrendiğimiz bilgiyi sonsuza dek tutamıyoruz? Bunun bir süzgeci mi var? Evet, adı “hipokampus”.

Bilginin Süzgeci: Hipokampus

Hipokampus, beynimizde deniz atı şekline benzeyen ve öğrenilen bilgilerin uzun vadeli hafızada tutulmaya değer olup olmadığını denetleyen bir mekanizmadır.

Hippocampus

Daha önceden insan beyninin muazzam hafızasından (2.5 petabyte), ve bunun aslında bir süper güç olduğundan bahsetmiştik. Beynimiz, vücut enerjisinin yaklaşık %20’sini tüketen ve masraflı bir organ olduğu için, zamanla böyle bir denetleme mekanizması gelişmiştir.

Peki bir diğer soru: Hipokampus, bir bilginin depolamaya değer olduğunu nasıl anlıyor?
Bu mekanizmaya göre, bir bilginin değerionun büyüklüğü ve içerdiği bağların kuvvetiyle doğru orantılı.

Daha önceden de bahsettiğimiz gibi, eğer ki çok fazla sayıda nöronun çok fazla bağ kurarak oluşturduğu bilgi şebekeleri mevcutsa, bu bilgilerin unutulması daha uzun sürecektir. Özellikle de bu bilgiler uygulanabilir şekildeyse veya sürekli tekrar ediyorsak, bellekteki ömürleri de uzun olacaktır.

Hafızanın Üç Aşaması

Üç farklı hafıza türünü yukarıda işlemiştik. Şimdi sıra, bilgiyi hıfzetme sürecinin yaşandığı üç farklı aşamayı incelemekte.

  • Kodlama:  Somut veya soyut herhangi bir veriyi, uzun süreli belleğe yerleştirebilecek veya daha sonrasında oradan tekrar çağrılabilecek bir yapıya dönüştürmek.
  • Depolama: Oluşturulmuş veriyi, uzun süreli belleğe kaydetmek.
  • Hatırlama: Uzun süreli bellekte tutulan bilgiyi, yeniden kullanmak maksadıyla ve kaydedildiği kodlamadan istifade ederek geri çağırmak.

Bu aşamaları iyi anlamak gerekir, çünkü tekniklerin ortaya çıkışı ve faydaları bu aşamaların sahip oldukları görevlerle sıkı şekilde bağlantılıdır.

İlginizi çekebilir: Nöropazarlama Nedir?

Hafıza Geliştirme Teknikleri

Yazının ilk bölümünde, hafızanın prensipleri olduğundan ve bunları anlamak gerektiğinden bahsetmiştik. Sonrasında aslında hipokampusun da benzer prensiplere sahip olduğunu görmüştük.

Bu prensipleri anlamak oldukça önemli, zira bir anda hipokampusun veya hafızanın tüm yapısını değiştirmek, bir anda seviye atlamak maalesef mümkün değil. Yapılması gereken, bu prensiplerden en iyi şekilde fayda sağlayacak teknikler geliştirmek ve bunlardan istifade etmektir.

Bahsedeceğimiz teknikler, az önce gösterdiğimiz üç aşamadan (kodlama, depolama, hatırlama) birini veya birden fazlasını baz alarak ortaya çıkmış tekniklerdir. Bazı teknikler bilgiyi kodlama konusunda, bazıları depolamak konusunda, bazıları da çağrıştırmak konusunda bizlere yardımcı olur.

Şimdi, dilerseniz hafızanıza büyük ölçüde destek olacak ve performansınızı arttıracak tekniklere geçiş yapalım.

1- Görsellere Önem Verin

Bir tane resim, bin tane kelimeden daha fazla şey anlatabilir. İnsanlar, duygular, ortamlar,eşyalar… hemen hemen her şeyi görselleştirerek kodlayabiliriz. Önemli olan, bilgiyi kodladığımız görselin, öğrenmek istediğimiz konuyu yansıtacak özelliklere sahip olmasıdır.

Allan Paivio’nunDual-Coding teorisine göre bilgiler sadece iki şekilde kodlanır ve hıfzedilir: Görsel veya sözel şekilde. Aynı teoriye göre, görsellerle kodlamak, kelimelerle kodlamaktan daha verimli bir öğrenme yöntemidir, çünkü tıpkı günlük hayatta gördüklerimiz gibi, zihnimizde resimlerini hayal ettiğimiz bilgiler de daha kolay akılda tutulur ve hatırlanır.

Bu teorinin asıl önermelerinden biri de, her iki farklı kodlama türünü de aynı bilgi için kullanmanın, o bilgiyi depolamak ve hatırlamak için çok önemli olduğudur.

Mesela hayatınızda hiç kaşık görmediyseniz, “kaşık” kelimesi size yeterince anlam ifade etmeyebilir ve belki ilerleyen zamanlarda bunu hatırlamazsınız bile. Ancak bir kaşığı hem görüp, hem de adını öğrendiğinizde, bu nesnenin varlığını dilerseniz kelimeyle, dilerseniz zihninizdeki görüntüsüyle çağrıştırabilirsiniz.

2 – Bağlantılar Kurma

İlk bakışta gruplandırmanın içeriğine benziyor gibi gözükse de, kastettiğimiz şey bu değil. Daha önceki bölümlerde, bir bilginin veya hatıranın daha güçlü ve uzun ömürlü olabilmesi için daha fazla sinaps bağlarının olması gerektiğini, dolayısıyla da daha fazla nöronun, daha güçlü bir şebeke anlamına geldiğini belirtmiştik.

O halde şöyle bir tercih yapabiliriz: sıfırdan yeni bağlantılar oluşturmak ve yeni bir ortam hayal etmek yerine, zaten var olan hatıralarımızı oluşturan nöron gruplarına yeni nöronlar bağlayabiliriz. Böylelikle var olan bilgi/anı şebekesini daha fazla sayıda bağlantıyla, daha güçlü bir anıya çevirmiş oluruz.

Örneğin, okuduğunuz kitapta geçen bir olayın yaşandığı yer bir park ise, evinizin yakınındaki bir parkı hayal edebilirsiniz. Kitabın kahramanları bu bağlamın etrafında hareke geçirebilirsiniz. Veya bir fincan kelimesi geçtiğinde, daha net canlandırmak için mutfağınızdaki fincanlardan birini düşünebilirsiniz.

İster gruplandırma, ister hikayeleştirme, isterse başka bir yöntem kullanın, bağlantılar kurmak, özellikle de var olan bağlantıları güçlendirmek, hipokampusun bu bilgiyi değerli görmesini sağlar. Dolayısıyla bilginin belleğinizde daha uzun ömürlü olmasını sağlarsınız.

3- Hikâyeleştirme

Bilgileri kafanızda tek bir resimde toplamak kadar, birden fazla resmi kafanızda birleştirerek olayları bağlamak da çok önemlidir. Bilgi grupları oluşturabilir, ve bu farklı bilgi gruplarını bir olay çevresinde birleştirebilirsiniz.

Bunu da hikayeleştirme ile yaparsınız. Ama sıradan hikayeler değil, ilginç, komik, ve sizin aklınızda işaret bırakacak hikayeler oluşturun. Sıradan hikayeler oluşturmak, sizin zihninizi yeterince uyarmaz ve bundan dolayı bu tekniği uygularken aldığınız faydayı azaltabilir. Bu konuda çok fazla pratik yapmanız ve yaratıcılığınızı geliştirmeniz gerekir. (Evet, yaratıcılık pekâlâ geliştirilebilir, ama şu an konumuz değil.)

Tüm hikayeyi bir film şeridi gibi baştan sardığınızda, size genel konsepti açıklayabiliyor olmalı.

Hikaye oluşturma konusunda bir sınır olmadığından dolayı, birbiriyle bağlantı kurması zor olan bilgileri toplamak için hikayeleştirme oldukça iyi bir araçtır. Ne kadar çok kendiniz detay katarsanız, hikayenin inandırıcılığı ve kalıcılığı da artacaktır.

4- Gruplandırma

Gruplandırma, karşımızdaki bilgi kırıntılarının ortak noktalarını tespit edip, bu ortak başlık altında bilgileri toparlamaktır. Farz edelim ki karşınızda birbirinden farklı renklerde kalemler var. Bu kalem grubuna baktığınızda fark edeceğiniz şey bunların farklı renklerde olmasından ziyade, bunların hepsinin birer kalem olduğudur. Ortak noktalar, bizim dikkatimizi çeker ve bir nevi kolaylık adına otomatik olarak bu sınıflandırmayı yaparız.

Daha karmaşık konuları öğrenmek için ise elbette otomatik olarak değil, farkındalığımızı ve konsantrasyonu arttırarak, ortak detayları bularak sınıflandırmalar yapmalıyız.

Elbette grupları istediğimiz büyüklükte oluşturamıyoruz. George A. Miller’ın ortaya attığı “Sihirli Sayı 7, ±2″‘nin önermesine göre, kişiye göre farklılıklar yaşansa da tek seferde bir grubun kısa süreli hafızada depolayabileceği bilgi sayısının ortalama 7 olduğudur. Buna da “Miller’ın Kanunu” diyoruz.

5- Zihin Sarayı (Loci Metodu)

“Zihin Sarayı”, Antik Çağ’a kadar uzanan bir geçmişe sahip, Cicero’nun da kitaplarında bahsettiği ve günümüzde hafıza şampiyonları tarafından kullanıldığı da itiraf edilen çok güçlü bir hafıza tekniğidir. Bu teknik, herhangi bir bilgi topluluğunu, zihninizde canlandırdığınız bir mekan içerisinde, ait oldukları sınıfa göre yerleştirmeye ve orada depolamayı hedefler.

Bir zihin sarayı, öncelikle bir mekandan (mümkünse bir oda veya ev, ancak her türlü dış mekan da olabilir) oluşmalıdır. Daha sonrasında bu mekanı, çeşitli bilgileri depolayabileceğiniz bölgelerle doldurmanız gerekir. 

Burada en önemli nokta, odayı iyice benimsemeniz gerektiğidir. Mekanı ve içerisindeki spesifik bölgeleri iyice tekrar etmeli, görevlerini iyi belirlemelisiniz. Odaya girdiğiniz zaman izlediğiniz rota her daim aynı olmalıdır, aynı ritüeli tekrar tekrar yaşamanız gerekir. Bu yüzden yeni bir mekan oluşturmak yerine, aslında bildiğiniz mekanları, mesela kendi odanızı hayal etmek ve ziyaret etmek daha yardımcı olabilir. Bu karar kişinin kendisine kalmış bir şey.

6- Zihin Haritası

Zihin haritası, ana bir konsept etrafında şekillenen, her bir sorunun/bilginin başka sorulara/bilgilere dallanıp budaklandığı ve beyin fırtınasını güçlendirip yaratıcılığı destekleyen bir diyagramdır. İlginçtir ki, nasıl başladığınız, nereye gittiğiniz ve hangi sırayla ilerlediğinizin bir önemi yoktur. Bundan dolayı “nasıl başlayacağım”, “ne yazacağım” gibi endişelere kapılmayız.

Bir zihin haritasında her bilgi, bir öncekinin sonucu, bir sonrakinin sebebidir. Bağlantıların ne kadar önemli olduğundan bahsetmiştik, değil mi?

Düşüncelerinizi ifade etmek, projelerinizi basitleştirmek, beyin fırtınası yapmak ve en önemlisi birbiriyle bağlantılı bilgileri ezberlemek için çok önemli bir araçtır. Beyaz bir kağıdın üstünde tekdüze yazılmış kelimeleri; daha eğlenceli, renkli, ve bağlantılı şekilde yerleştirmenize, onları daha sağlam şekilde öğrenmenize yardımcı olur.

7- Aktif Öğrenmek

Belki de yazımızın en önemli parçasına geldik. Bir teknikten ziyade, bir alışkanlıktan söz ediyoruz: Aktif öğrenmek. Öğrenmek, maalesef izleyerek ve “anladım” diyerek gerçekleştirebileceğimiz bir şey değil. Beyin ve hafıza yapılarımızı inceledikten sonra, bu sürecin o kadar da basit olmadığını anlamış olduk.

Hipokampusu incelediğimiz bölümde de uygulanabilir ve sürekli tekrar edilen bilgilerin daha kalıcı olacağından bahsetmiştik.

Peki nasıl daha aktif şekilde öğreniriz? Bu sorunun sayısız cevabı olabilir. Ancak ben sizlere 3 tane örnek ve bunlara ait birer teknik vermek istiyorum.

İlk olarak bir konuyu farklı bakış açılarıyla incelemeyi öğrenmeliyiz:

“Kaba-Kuvvet” İle Öğrenmek

Biliyorum, yazarken bana da garip geldi. Ancak bu terim, direkt olarak İngilizcedeki
Brute-Force Learning“i karşılıyor. Brute-Force, yazılım dünyasında bir problemi çözmek için sürekli farklı kombinasyonlar yollayarak denemeler yapmak anlamına gelen bir yöntem.

Hafıza ve öğrenme konusuna gelince, konsept yine aynı. Öğrenmek istediğimiz bilgilere farklı açılardan bakabiliyor olmamız gerek. Tek bir kaynaktan değil, iki farklı kaynaktan inceleyip, karşılaştırmalar yapmalıyız. 

Örneğin, dünya tarihi gibi kapsamlı bir konuyu açıklayan bir kitap okuyorsanız, birçok olay havada kalabilir. Tek bir kitap okumak yerine, yine dünya tarihini konu almış yardımcı bir kaynak da bularak çapraz okuma yapabilirsiniz. Ya da en basitinden, bu yazıyı okuduktan sonra, hafızayı açıklayan başka kaynaklar yardımıyla bu konuyu tekrar edebilirsiniz.
Farklı kaynaklarla araştırmalar yapmak, beyninizi uyaracaktır ve öğrenmeyi kolaylaştıracaktır.

Bir diğer önemli konu ise, tekrarlar yapmak. Bunun için de çok önemli bir sistem geliştirilmiştir:

Leitner Sistemi

Leitner Sistemi; öğrenilmiş bilgileri uzun vadede koruyabilmek adına, bu bilgileri sistematik şekilde artan zaman aralıklarıyla tekrar etme tekniğidir. Yani öğrendiğimiz an ile ilk tekrarı yaptığımız an arasındaki süre farkı, bir sonraki tekrarı yapana kadar geçmesi gereken süreden az olmalıdır. Bir sistem aşamalar ve tekrar aralıklarından oluşur.

Peki hatırlama işini nasıl yapıyoruz? “Flashcard” adı verilen küçük kartlar aracılığıyla (fiziksel olmasına gerek yok, internette bununla ilgili uygulamalar bulabilirsiniz.) hatırlamak istediğimiz bilgiyi temsil eden yazılar yazıyoruzbilginin kendisini değil. Tekrarlama zamanı geldiğinde, bu karttaki yazıdan yola çıkarak, asıl bilgiyi tahmin ediyoruz.

Tanımlamakla kalmayıp, örnek verelim. Bu sistemi kendi isteğinize göre tasarlayabilirsiniz, basit olması açısından biz 3 aşama belirlemiş olalım. Farz edelim ki bir kelimenin sözlükteki anlamını öğrendiniz, ve bu sözlük tanımını küçük bir karta not ettiniz. İlk tekrarlama aşamasını 1 gün sonrası için belirlemiş olalım (bu tamamen rastgele bir karar).

İlk tekrarımızda karttaki tanımdan yola çıkıp kelimeyi doğru bilirsek, bu, bilgiyi öğrendiğimiz anlamına geliyor ve süreyi uzatıyoruz. İkinci tekrarı 1 gün değil, 2 gün sonra yapalım. O zamana kadar, kartımız 1. aşamada bekliyor olacak. İkinci aşamaya geldiğimizde bu sefer de kelimeyi doğru bilirsek yine süreyi uzatıyoruz ve kart ikinci aşamada bekliyor, fakat üçüncü tekrar için aritmetik düşünüp 3 gün değil, 4 gün ara verelim. 

Peki ya herhangi bir aşamada kelimeyi doğru hatırlayamazsak? İşte bu durumda bir adım geriye dönüyoruz. Ve o bir adım öncesinde geçerli olan süre neyse yine o kadar bekleyip, aynı tekrarı yapmaya çalışıyoruz. Ta ki en son aşamaya gelene kadar. En son aşamada da yine kelimeyi doğru bilirsek, artık onu başarılı şekilde hıfzetmiş oluyoruz.

Kendi sistemlerimizi kurabilir, daha farklı tekrar aralıkları belirleyip daha fazla aşamada birçok bilgiyi tekrar edebiliriz. Her bilgi kırıntısı için bir flashcard oluşturmalısınız. 
Belirlediğiniz bir sistemi aynı anda birçok bilgi için uygulayabilirsiniz.

Bir Öğretmen Olmak

Belki de en aktif öğrenme yöntemi olabilir. “Kaba-Kuvvet” ile öğrenme yönteminde bilgilere sürekli farklı açılardan, farklı kaynaklardan bakmamız gerektiğinden bahsetmiştik. Birilerine yeni bilgiler öğretiyorken, bu kaynaklar bizler oluruz. 

Taze öğrenilmiş bir konuyu derhal arkadaşlarınıza, ailenize, veya herhangi başka bir insana anlatmak, beyni özgün cümleler kurma konusunda harekete geçirir ve bu konuya kendi yorumunuzu getirmiş olursunuz. Aslında başlangıçtan beri bundan bahsetmiyor muyduk? Öğrendiğimiz bilgileri, beynimizin prensiplerine göre yeniden şekillendirerek hafızaya depolamak.

İşte bu yüzden, bir kez öğretileniki kez öğrenilmiş demektir.

SONUÇ

Tüm bu teknikler, daha önceden de bahsettiğimiz gibi, aslında beynin ve hafızanın prensiplerini değiştirmekten ziyade, onları öğrenmek ve bu prensiplere uygun şekilde bilgilerin formunu değiştirip gruplandırmaktan ibarettir. Tekniklerle ne kadar çok pratik yaparsanız, çalışan hafızanız ve kısa süreli hafızanız da bu süreçte o kadar alışkanlık kazanacaktır ve performansları artacaktır.

Biz, tekrar tekrar yaptığımız şeyleriz. Demek ki mükemmeliyet, bir eylem değil, bir alışkanlıktır.”

 

2 Comments

  1. Başak Özkan Reply

    Çok değerli bilgilerin detaylıca incelenip özenle birleştirildiği harika bir çalışma olmuş. Yazarın bir sonraki yazılarını dört gözle bekliyorum.

  2. Selin Genç Reply

    İnce elenip sık dokunarak hazırlandığı çok belli olan çok güzel bir yazı olmuş, yazarı çok tebrik ederim.

Bir Cevap Yazın

Yeni içeriklerden haberdar olmak ister misiniz?

Mail adresinizi bırakın ve yeni blog yazılarından haberdar olun!
ABONE OL
KVKK kanununa göre e-posta adresimden iletişime geçilmesine izin verilmiş sayılacaktır
close-link
Blog yazımızı beğendiniz mi?
%d blogcu bunu beğendi: